Her bitiş, yeni bir başlangıç…

Günlük

Bitenleri sevmem ama sabit kalanları da. Bir şey ya sürekli değişmeli, gelişmeli, ya da biran evvel bitmeli. Sonlar, her zaman mutsuz olmaz. Ya da ilk başta mutluluk vermez. Etkisi, süreç işledikçe hissedilir. Eskilerin dediği gibi de, “Her işte bir hayır vardır.”

Demin günlüğüme baktım. En son 24 Şubat’ta yazmışım. Demek ki, o günden bugüne hayatımda belirgin bir durum olmamış ya da benim anlatacaklarım içimde birikmiş. İkisinden biri, belki de her ikisi…

Uzun zamandır zaten bitişi bekliyordum. O yüzden gazetemizin kapanması benim için sürpriz olmadı. Buna hazırlıklı mıydım peki? Hayır… Ben panik yapmayı ya da panik olmayı sevmem. Elbette, benim de her insan gibi paniklediğim anlar olmuştur, bazı insanlar da buna şahit olmuşlardır. Paniklediysem mutlaka bir sebebi vardır, çünkü dönüşü olmayan ya da dönülmesi en zor olan yola girmişimdir. İşte o zaman saçmalaya da bilirim. Her insan gibi…

Evet 16 Mart yani dün, 20dk’nın sonu oldu. Benim de Hürriyet’teki sonum. Kendi adıma bu bir yılı şöyle değerlendirebilirim. Bir gazetenin sorumluluğunu aldım. Planlamasından, sayfalarının hazırlanmasına hatta matbaa sürecine kadar her türlü adımıyla ilgilendim. Gazetecilik konusunda mükemmel bir deneyim yaşadım. Sayfanın manşetine kadar karar vermek, fotoğraflarını seçmek, haberleri güzelce hazırlamak, sıraya koymak, şu sayfada olsun demek, bu şu kadar olsun, altında bu olsun demek, onun yanındaki sayfada şu çok iyi olur diye düşünmek, başlığını atmak, sayfanın başında tekrar tekrar değiştirmek ve sıcacık bir çıkış alıp mürekkebi soğumadan okuyup tashih yapmak…

Daha sonra matbaaya göndermek, matbadan onay alıp huzur içinde eve gitmek. Bir sorun olduğunda evden çıkıp işe dönmek. Sorunu halledip tekrar evin yolunu tutmak…

İnsanları idare edebilmek, herkesi mutlu edebilmek, yeri geldiğinde tartışmak, sinirlenmek, öfkelenmek…

Bazen gırtlaklayası gelmek bazen de alnına bir öpücük kondurabilmek…

Yanında Türk basının 50 senelik duayeni Erol Türegün’le çalışabilmek, arkanda Emre İskeçeli gibi genç bir yetenekten işin inceliklerini kapmak, Emrah Gürel gibi bir fotoğrafçının fotoğraflarını seçmek, Tuğçe Oktay’ın ajandasının overlarını atmak, Kübra Haniç moda sayfalarını zevkle okuyup bir elden geçirmek, Seçkin Talanöz gibi bir laf cambazına laf yetiştirmek, Serkan Divarcı’yı öfke patlamalarında sakinleştirebilmek ve tabii ki Murat Bayar’ın ‘cuk’ oturtmaları karşısında şaşkına dönmek…

Tüm bunları dergi ortamında yapmıştım ama her gün çıkan bir neşriyatta
ilk defa bu kadar sorumluluk sahibi oldum. Daha önce gazetelerde
çalıştım ama ilk defa burada elim taşın altındaydı.

Elbette her ekipte olabilecek münakaşalar, kargaşalar bizi de yakalamıştır. Fakat, 1 sene boyunca zevkle yaşadım ve bu hayatta herkese nasip olmayacak güzellikleri tattım. En hoş olanı da okuyuculardan aldığımız güzel ve olumlu tepkilerdi tabii ki.

Her zaman kendimizi geliştirmek istedik. Yaptığımız hatalar moral bozdu ama güzel iş çıkarttığımızda da gurur bizimleydi.

Kendi adıma bu bir sene içinde beraber çalıştığım herkese teşekkür ederim. Sürç-i lisan ettiysek de etmişizdir artık geri dönüşü yok… Yine de affola…

Şimdi artık yeni bir macera beni bekliyor. Bakalım bir sonraki durak medyanın hangi dalı olacak. Ya da belki çok sevdiğim, isteyerek okuduğum ve hayatta tek ‘gerçekten’ yapmak istediğim meslekten kopmak zorunda kalacağım…

Sonuçta her ne olursa olsun, kazanacağımı biliyorum… Çünkü işleyen demir ‘asla’ oksitlenme yapmaz…

Görüşmek üzere…

1 yorum

Bir Yorum Yazın

  • evettttttttttttttttttttt
    yeni başlanğıcın hayırlı olsun İşleyen demir, ateşi sönmeden tekrar yanmaya başladı şansın bol yolun açık olsun

Cemal Alp Solak

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 2004 Mezunu, Eski Gazeteci, blogger, iletişim ve dijital pazarlama uzmanı... PHP ve WordPress sevdiği konular...

Bumerang - Yazarkafe