Günlükten doğan rekabet ya da rezalet

Günlük

Merhaba günlük,

Yine bayadır yazmıyordum. Bugün bir yazayım dedim sana… Aslında hem günlük yazısı yazmak hem de dünün en önemli olayı Galatasaray – Fenerbahçe maçından biraz bahsetmek istedim.

Önce biraz klasik günlük yazısı yazayım, sonra derbiden bahsedeyim… İki ayrı yazı yazacak halim yok, saat gecenin 2’si ve yarın iş var.

Dün, 4 senedir görmediğim eski kız arkadaşım Burçun’la buluştum. Onu yıllar sonra görmek güzeldi. Ne yazık ki, bazı olaylar yüzünden yıllarca konuşmadık ama ben bunu istememiştim. İnsanlar bu hayatta değer verdikleri kişilerle sonsuza kadar küs kalmamalı. Ben her zaman onun iyiliğini istedim, her zaman mutlu olmasını diledim. Umarım, bundan sonra hayatı boyunca yüzü hep güler, çünkü gülmek ve neşeli olmak ona çok yakışıyor.

Ben de onun yanındayım bundan sonra… Ve ona burası aracılığıyla ‘hoş geldin’ diyorum. Onun mutlu olduğunu gördükçe ben de sevineceğim bu hayatta…

Gelelim bugüne… Bugün aile saadeti günüydü. Sabah (pek de sabah sayılmaz öğlen 3’te kalktım) annemler geldi. Kuzenim Seda da yanlarındaydı. Annem gene bir sürü mutfak alışverişi yapmış. Sağ olsun, onun sayesinde ayakta kalıyorum. 100 sene çalışsam, kazansam hakkını ödemem mümkün değil. Elbette dünyanın en iyi kalpli adamı olan babamın da. Bir de tabi ağabeyim var. Bazen anlaşamasak da, ters olsa da ben onun içindeki iyiliği biliyorum. Umarım o da bunun farkındadır… Onu da görmek isterdim bugün…

Neyse annemler beni aldı, sonra bir tanıdığa misafirliğe gittik. Amcamlar da oradaydı. Güzel bir balık ziyafeti çektik. Süper yemekler yedik. O kadar yedim ki, karnım şişti. Karşımda güzel yemekler varsa, asla kendimi tutamadım. Tutmam da, ne kasacağım…

Sonra geçtik TV’nin başına, açtık LigTV’yi ve başladık söz de dünyanın en büyük derbilerinden birini seyretmeye…

Baştan söyliyeyim, hayatımda izlediğim en kötü, en futbolsuz, en heyecansız, en kalitesiz derbiydi. Hatta hayatımda izlediğim en sıkıcı maçlar listesinde bu rezil oyunu ilk 3’e koyarım.

Halısaha maçı izlesem daha çok keyif alırdım, belki 2-3 güzel haraket görürdüm. En azında 4-5 pas üst üste olurdu.

Bazen fırsat buldukça İngiltere, İspanya, İtalya liglerini izliyorum. Orada en dandik takımların maçları bile daha bir mücadele ve heyecanla geçiyor.

Şimdi derbinin öne çıkan olayı kavgalardan bahsedeyim. TV’da yorum programlarını da izledim, dolayısıyla söylemek istediğim şeyler birikti.

Birincisi maçtan sonra Fenerli oyuncuların, Galatasaray taraftarını ve futbolcularını eleştiren açıklamaları son derece anlamsızdı. Yok Fenerbahçe stadında küfür yokmuş, yok dışarıda ağabey çeken futbolcular, burada onlara küfür ediyormuş falan.

Ben Galatasaraylıyım. Ama asla bir yorum yaparken takım formamı üstüme geçirmem. Her zaman doğru neyse, dürüst kimse onun yanındayım.

İki tarafta maçı provoke etmek, çirkinleştirmek için elinden geleni yaptı. Sahada iyi niyetli olan kimse yoktu. Özellikle bizden Sabri, resmen ‘hakem beni at’ diye yalvardı. Hakem, ilk itiraz ettiği zaman sarı kartı çaksaydı o da o kadar efelenmeyecekti.

Fener’den de eski GS’lı Emre, Lugano ve Selçuk sahaya kavga etmeye çıkmıştı.

Pozisyonları irdelemek gerekirse, Sabri’nin Emre ile ilk tartıştığı pozisyonda Emre yere sert düştü. Kafasını reklam panosuna çarptı. Belki o acıyla kendisini kaldırmak isteyen Sabri’ye tepki gösterdi. Ortam gerildi. Sabri’de sakin olamayan ve bence biraz o açıdan tahtası eksik biri olarak abartı tepki verdi. Emre’nin de provoke hareketleri yadsınamaz tabi. Daha burada ikisine de sarı kart çıkmalıydı.

İkinci kavga Emre Aşık – Roberto Carlos pozisyonunda yaşandı. Emre, Roberto Carlos’a faul yaptı ama ona gelen bir tekme yoktu. Sert bir faul değildi. Ama Carlos, rakibi kart görsün diye abartılı şekilde kendini attı ve yerde sanki dizine tekme yemiş gibi kıvranmaya başladı. Emre de ona tepki gösterdi. Gene burada birçok futbolcu olaya karıştı ve ortam gerildi. Bu posizyonda kartsız geçmemeliydi. Birkaç oyuncuya kart gösterse hakem, daha sonra olacak rezaletler yaşanmazdı.

Bir tartışma da yine Emre ile Sabri arasında yaşandı. Sabri, Emre’ye normal bir faul yaptı. Emre ayağa kalktı ve arkasını dönüp yerine dönen Sabri’ye küfür etti. Sabri de efelendi ve boğazını sıktı Emre’nin. Televizyonda bazı yorumcular “Emre çok sakindi, hiçbir şey yapmadı” falan dedi. Emre olayları provoke eden kişilerin başındaydı. Her olayda vardı. Emre ve Sabri bu rezaletin kahramanları arasındadır ve bence ikisi de sahada futbol oynamak dışında her şeyi yapmıştır.

Fener’deki Sabri ise Lugano’ydu. Bu beyefendi bu ülkeyi ne zannediyor bilmiyorum ama herhalde artık gitmeyi kafasına koymuş, her pozisyonda hakeme aşırı itiraz etti. El-kol hareketleriyle ortamı gerdi ve hakem bunu seyretti.

Ve geldik 93’üncü dakikadaki rezalete. Roberto Carlos serbest vuruş kullanırken, topsuz alanda Lugano isimli Uruguaylı futbolcu, arkası dönükken Emre Aşık’a oldukça sert bir kafa attı. Ondan sonra utanç sahneleri yaşandı.

Arda-Mehmet Topal-Sabri-Semih-Lugano-Colin Kazım başta olmak üzere herkes birbirine girdi. Yumruklar havada uçuştu. Semih, Arda’ya yumruk attı, Arda da ona attı. Diğer futbolcular da arada hem yedi, hem vurdu. Ve tüm bu rezilliği başlatan Lugano, Emre Aşık’a bir kez daha vurdu…

Sonunda Emre-Arda-Semih ve Lugano atıldı. Maç başladı ve hemen bitti.

Maçtan sonra Fenerbahçeli oyuncular kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalıştılar. Hiçbiri Lugano’dan bahsetmedi ve Galatasaraylı futbolcuları suçladı.

Semih sanki LigTV olayı çekmemiş gibi Arda’ya attığı yumruğu inkar edip önce o bana vurdu dedi. Ama görüntüler de çok net Semih’in Arda’ya yumruk çaktığı, sonra Arda’nın ona vurduğu ve daha sonra Semih’in kendini yere attığı görülüyor.

Ayrıca Lugano’nun attığı kafayı da LigTV ekibi süper yakalamış. Ama ben yine de LigTV’yi kınıyorum. Fenerbahçeliler ile röportaj yapan kendisinin de Fenerli olduğu bilinen muhabir, Fenerli oyuncular işte “Ali Sami Yen’de bunlar oluyor, Kadıköy günlük gülistanlık” derken, peki “Lugano hakkında ne düşünüyorsun, attığı kafayı gördün mü?” diye sormadı. Aksine “Çok güzel konuştun” dedi. Ayrıca, “Kadıköy’de küfür edilmiyor, bunlar olmuyor” diyen futbolculara da anlam veremedim. Kendi benliğimi kazandım kazananı bu ülkede maç izliyorum ve küfürsüz bir derbi görmedim. Ev sahibi takım taraftarlarının sesi çok çıktığı için, genelde ev sahibi takımların ettiği küfürler TV’lardan çok net duyulur.

Sonuçta kimse sütten çıkmış ak kaşık değil ve suçu başkasına atmaya çalışmasın. Bugün bu rezalet yaşandıysa, suçlu olan iki takımın kötü niyetli futbolcularıdır. Onlara gereken en ağır cezayı vermek gerekir.

Galatasaray seyircisi her türlü provokasyona rağmen saçmalamış ve olayları büyütmemiştir. Ali Sami Yen’de seyircinin gözü önünde, G.saraylı bir futbolcuya arkası dönükken oldukça tehlikeli şekilde kafa atan bir futbolcuya rağmen temkinli olan seyirciyi kutluyorum.

Gelelim Lugano’ya. Bu adama en az 10 maç ceza verilmeli. 2.5 senedir bu ülkede yaptıkları ortada. Onun yüzünden iki takımda çok önemli oyuncularını kaybetti. Arkadaş olan futbolcular tekme yumruk birbirine girdi. Seyirci gerildi, o çatı çökseydi bunun hesabını kim verecekti. Biz televizyonda maçı izlerken çıldırdık, oraya para verip o soğukta maç izlemeye gelen bu taraftara futbol yerine dünyada hiçbir dövüş sporunda bile yeri olmayan bir rezil hareketi kimsenin seyrettirmeye hakkı yok.

Arkası dönük bir insana vurmakta kalleşliktir. Eğer bu hareket dışarıda yapılmış olsaydı bu adamın en az 6 ay hapis cezası alması lazımdı. Ben böyle futbolcuları sahada görmek istemiyorum. Ya efendi gibi toplarını oynasınlar, ya da gidip başka işle uğraşsınlar.

Onun dışında Galatasaraylı Sabri’ye de kırmızı kart görmediği halde en az 4-5 maç ceza şart. Ben yönetim olsam, federasyon vermese bile bu adamı biraz PAF’a falan gönderirim. Galatasaray forması ucuz değildir. Galatasaray’ın bir duruşu vardır. Bu duruşu uymayan holigan tarzı futbolcuların ne kadar yetenekli olurlarsa olsun bu takımda olmaya hakkı olmamalı.

Onun dışında Semih ve Arda’ya 3’er maç ve garibim Emre Aşık’a da prosedür gereği 1 maç ceza vermek gerekir.

Benim bu rezalet hakkında diyebileceğim bu kadar. Umarım Türk futbolu bu olaydan bir ders alır. Ben bir Galatasaraylı olarak utandım. Umarım herkes payına düşen utanmayı yaşar ve iki takım da birbirinden özür diler. Benim rekabet anlayışım sahada futbol üzerine, rezalet üzerine değil. Sahada kim oynarsa, o kazansın. Adı Fener ya da G.Saray olsun bir önemi yok. İyi futbol olsun, dostluk kazansın.

Bir de ben Emre Aşık olsam, yarın savcılığa gider suç duyurusunda bulunurum Lugano hakkında.

Bu satırları tamamen tarafsız yazdım. Bugün iki takımda futbol dışında her şeyi sundu bize. Kim kazansa haksız olacaktı. Bunlara bence 1 puan bile fazla. Puan vereceğine sileceksin böyle maçlardan sonra. Ne Fenerliler ne G.saraylılar bu rezaleti izlemeyi hak etmiyor. Parasını verip bu iki rezil takımı izlemeye gidenlere de parası geri ödenmeli bence…

Ağır konuştum belki ama rezile rezil, güzele güzel demedikçe bu ülkede bir şeyler düzelmez…

Hoşça kalın ve dostluğun her zaman kazanması dileğiyle…
Cemal Alp Solak (Nam-ı diğer Kochero)

4 yorum

Bir Yorum Yazın

  • Selam,
    Güzel bir blog hazirlamissin. Eski bir meslekdastan tavsiye kisa ve öz yazilarla devam edersen daha cok ziyaretci bulacagindan eminim.
    Saygilar

  • bu yazıyı okuyunca kendi günlüklerim geldi aklıma. 🙂
    günlük gercekten harika bir olay. insan zamanı o günde tutmayı basarıyor resmen.
    eğlenceli güzel bir paylaşımdı.
    bu arada iyi ki annelerimiz var 😉

Cemal Alp Solak

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 2004 Mezunu, Eski Gazeteci, blogger, iletişim ve dijital pazarlama uzmanı... PHP ve WordPress sevdiği konular...

Bumerang - Yazarkafe