Olimpiyat rezaleti: Olay kasta değil kafada

Olimpiyat Halkaları

Olimpiyat

Günlerdir Londra 2012 olimpiyatlarını mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Dünyanın neredeyse tüm ülkelerinden binlerce sporcu bireysel ve takım olarak kürsüde yer almak adına kıyasıya bir mücadele içindeler.

Tarihte ilk defa 100’ün üzerinde bir sayı ile bu yılki olimpiyatlarda boy gösteriyoruz. Jimnastik, badminton gibi birçok dalda ilk defa olimpiyatlardayız. İlk kez yarıştığımız branşlarda elbette fazla bir başarı beklemiyorduk… Ancak boks, judo, halter, yüzme gibi uzun yıllardır ülkemizde yapılan ve daha önce madalya alabildiğimiz sporlarda doğal olarak beklenti içinde olduk. Maalesef sporcularımız iddialı olduğumuz branşlarda şu ana kadar başarılı olamadılar. Hemen hepsi antrenmanlarda ulaştıkları derecelerin altında kalarak elendiler… Hepsinin yüzünde aynı ifade vardı ve hepsinin iç dünyasını aynı düşünce kaplamıştı: İnançsızlık….

Sporcu yetiştirmek çok önemli ve çok küçük yaşlarda başlaması gereken bir disiplin. Maalesef 80 milyona dayanan ülkemizden olimpiyatlarda başarılı olabilecek düzeyde sporcu yetiştiremiyoruz. Hatta gidiyoruz Çin’den, ABD’den, Etiyopya’dan sporcu ve atletleri alıp devşirerek madalya umuduyla dünya şampiyonlarına ve olimpiyatlara yolluyoruz. Örneğin geçen izlediğim masa tenisi maçında Türkiye adına Çin’den devşirme Bora Vang oynadı. Böylece ilk defa masa tenisinde olimpiyatlarda boy göstermiş olduk! Bora Vang, Dünya 1 Numarası olan kendisi gibi bir Çinli’ye tüm setleri kaybederek elendi.

Olimpiyat için sadece devşirme, yetiştir de

Devşirme sporcu yönteminin birçok ülke tarafından uygulandığını elbette biliyorum. Ancak bizim bir yandan sporcu devşirip günübirlik başarılar peşinde koşarken bir yandan da gelecek nesiller için biran evvel elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Bu iş öyle “Tarihin en büyük olimpiyat katılımını gerçekleştiriyoruz, işte spora desteğin sonuçları” açıklamalarında bulunarak olmaz. Evet, tarihin en  büyük katılımını yaptık ama uzun yıllardır ilk defa olimpiyat madalyası kazanamadan Türkiye’ye dönme riskiyle de karşı karşıyayız.

Sporda söz sahibi olmak günümüzde ülkelerin birbirine psikolojik üstünlükler kurma noktasında neredeyse en önemli konulardan biri… Dolayısıyla büyük ülke olmak demek, büyük sporculara sahip olmayı da beraberinde getiriyor. Ancak siz bunun altyapısını kuramaz ve sisteminizi sporcu yetiştirmek üzere geliştiremezseniz ancak bireysel ve dönemsel başarılarla yetinmek zorunda kalırsınız.

Daha önce bahsettiğim gibi bir sporcunun olimpiyatlara fiziksel ve mental olarak hazırlanması çocukluk döneminden başlayan bir plan ve programlama ile oluyor. Bir ülkede yaşayan tüm çocukların büyüyünce doktor, mühendis, avukat, öğretmen, terzi, berber, polis, asker vesaire olması gerekmiyor. Ancak bizim eğitim sistemimiz tek tip insan yetiştirmeye endeksli… Spora ya da sanata yetenekli çocuklar genç yaşta keşfedilip yeteneklerine uygun alanlara yönlendirilmiyor. Anne, babanın yönlendirmesiyle de olimpik spora ya da sanata başlayan çocuklar, gelecekte yaptıkları spor ile hayatlarını kazanamayacaklarının bilincindeler. Bu yüzden vakti gelince sporu bırakıp okula yönelmek zorunda kalıyorlar.

Sporda kalmaya devam edenler ise küçük yaştan beri sadece fiziksel olarak antrenman yapıyor. Herhangi bir psikolojik hazırlanma sürecine tabi tutulmuyor. Yarışma anı gelip çattığında da afallayıp oyuna kendini veremiyor. Kafa başka yerde olduğundan kas beyinle efektif bir şekilde çalışmıyor. Sonuç olarak antrenmanlarda geçirilen onca saat ve katlanılan bolca acı boşa gitmiş oluyor…

Benim gözlemlediğim kadarıyla bizim sporcularımızda en fazla eksik olan unsur konsantrasyon. Hepsinin kafası başka yerde sanki. Bir türlü yarışma bilincine ulaşamıyorlar, biran evvel maç bitse de kurtulsak havasındalar. Rakiplerini yeneceklerine baştan inanmıyorlar. Konsantrasyon kaybı hemen hemen tüm branşlarda var.

Sporcularımız bu durumdayken onları motive etmekle görevli hocaların da oldukça yetersiz olduğunu gözlemledim. Özellikle halterde yaşadığımız büyük şok ve şoklar sırasında sporcularımızı motive etmesi gereken antrenörlerin yetersizliği ve kendilerinin bile işe olan inançlarının yoksunluğu televizyon ekranından bile gayet net anlaşılıyordu… Kısaca işin psikolojik yönünde sınıfta kaldık ve bu kafayla gidersek daha bir 100 yıl kadar kalmaya devam edeceğiz.

“Filenin Sultanları”, “Potanın Perileri”, “12 Dev Adam” gibi sloganları bulmak için çalıştırdığımız beynimizi umarım bundan sonra icraatlar için çalıştırmaya kasarız. Ve umarım henüz başlamayan atletizm gibi sporlarda madalya alarak, bizim açımızdan oldukça düşündürücü olan 2012 Londra Olimpiyatları’nı biran evvel geride bırakırız.

Geride bırakınca da bence ilk yapılması gereken, Bakanlıklar, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, federasyonlar ve akademisyenlerin bir araya gelerek mevcut durum analizini yapılması. Burada Gençlik ve Spor Bakanlığı dışında Milli Eğitim Bakanlığı da masada olmalı. Ve eğitim sistemi sporcu ve sanatçı öğrenciler için baştan düzenlenmeli. Bu tarz yetenekli gençlere ağır eğitim müfredatı yerine sadece temel dersler okutulmalı. Kendilerine burs imkanı sağlanmalı ve maddi durumu yetersiz gençlere de devlet tarafından destek sağlanmalı.

Kısaca akil adamlar bir araya gelmeli 5-10-15 yıllık planlar yaparak bunları hayata geçirmeli. Çocuklar genç yaşta keşfedilip 10-15 yıl sonra olimpiyat madalyası sahibi olacak şekilde fiziksel ve mental olarak yetiştirilmeli. Ve bu sporcuların hayatlarının tamamını sporun içinde kalarak rahatlıkla kazanabilecekleri bir düzen sağlanmalı…

Günü değil, geleceği kurtarmak adına acil çalışmaya başlamalıyız.

Ve son olarak olimpiyatları bize oldukça keyifli yansıtan TRT ekibine teşekkür ederim.

Görüşmek üzere….

Yorum ekle

Bir Yorum Yazın

Cemal Alp Solak

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri 2004 Mezunu, Eski Gazeteci, blogger, iletişim ve dijital pazarlama uzmanı... PHP ve WordPress sevdiği konular...

Bumerang - Yazarkafe